Öne çıkarılan yazı

Modelleri görmek için şehirlere tıklayın

Ankara travestileriİstanbul-Avrupa Yakası travestileri | İstanbul-Anadolu Yakası travestileri | İzmir travestileri | Antalya travestileri | Adana travestileri | Sakarya travestileriBursa travestileri | Bolu travestileri | Marmaris travestileri |  Kuşadası travestileri | Bodrum travestileri | Elazığ travestileri | Erzurum travestileri | Hatay travestileri | Samsun travestileri | Diyarbakır travestileri | Eskişehir travestileri | Çanakkale travestileri | Gaziantep travestileriKayseri travestileriKonya travestileri |  Mersin travestileri | Denizli travestileri | Tekirdağ travestileri | Balıkesir travestileri | Kocaeli travestileri | Alanya travestileri | Amasya travestileriDüzce travestileri | Ordu travestileri | Aydın travestileri | Van travestileri |

Hukuk öğrencisi soyunarak para kazanıyor

Hukuk öğrencisi soyunarak para kazanıyor Haberin diğer fotoğrafları için tıklayınHem eğitim masraflarını hem de oturduğu evin kirasını striptiz yaparak karşılıyor. Londra’nın merkezinde oturan ve tasarım kıyafetler giyen başka bir değişle olduça pahalı masrafları olan genç kadın tüm bunların parasını sadece kucak dansı ile kazanıyor. Ancak bu kucak dansı biraz farklı yani internet üzerinden…Genç kadının fanları yasal bir site üzerinden webcam aracılığıyla onun soyunmasını izlemek için 2000 sterlinden daha fazla ödüyor. Vanessa Knowles her seferde 30 dakika olmak üzere bu şekilde haftada yaklaşık 12 saat çalışıyor.Vanessa’yı bu işe iten şeyse yüksek okul masrafları olmuş. 2 yıl önce bunu yapmaya karar veren genç kadın şimdi hem derslerine devam ediyor ve yarı zamanlı avukatlık yapıyor hem de bu işi yapıyor.2012 yılında Londra’ya taşınan Vanessa Knowles yaşadığı kampüste kısa sürede yaptığı iş dolayısıyla ünlü olmuş. Üstelik genç kadının takipçileri o kadar yoğun ki Vanessa’ya internet üzerinden kadının almak istediği şeyleri satın alıp adresine hediye olarak gönderiyorlar.Ancak Vanessa Knowles eğitimini tamamlayıp tam zamanlı avukatlık yapmaya başladığında striptizi bırakacağını da söylüyor.

İstanbul\’a ceza yağdı

İstanbul\'a ceza yağdıEmniyet Şeridi ihlali, kırmızı ışık ihlali, yasak yere park, araç kullanırken telefonla konuşmak gibi suçlardan toplam 41 bin 827 adet ceza kesildi.Trafik Denetleme şube müdürlüğü tarafından 07-13 Nisan tarihleri arasında yapılan denetimlerde 7 bin 161 sürücüye kırmızı ışık ihlalinden ceza kesildi. Karayollarında emniyet şeridi ihlali yapan 6 bin 464 sürücü, aşırı hız yapan 4 bin 51 sürücü, araç kullanırken telefonla konuşan 2 bin 312 sürücü, emniyet kemeri takmayan 2 bin 775 araç sürücüsü yapılan denetimlerde polislerden kurtulmadı. Alkol kontrollerinde ise bir hafta içinde 351 sürücünün direksiyon başına alkollü olarak geçtiği belirlendi. Bu sürücülerin ehliyetlerine 6 ay ile 2 yıl arasında değişen sürelerde el konulduğu ve ceza kesildiği öğrenildi. Kask takmayan 113 motosiklet sürücüsüne de cezai işlem uygulandığı belirtildi. Bir haftada kesilen ceza sayısının 41 bin 827 olduğu belirtildi.Öte yandan İstanbul Emniyet Müdürlüğü istatistiklerine göre geçtiğimiz hafta İstanbul’da 3 ölümlü kaza meydana geldi. Kazalarda 175 vatandaşında yaralandığı belirtildi.

Kış lastiğini çıkarın

Kış lastiğini çıkarınGüneşin kendini göstermeye başladığı bu günlerde performans, güvenlik ve yakıt tüketimi açısından mevsimine uygun lastik kullanımının önemine dikkat çeken Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) Başkanı Fevzi Apaydın, kış lastiklerinin çıkarılarak yazlık lastiklerin takılmasının önemine işaret etti. Apaydın, halen kar yağışının hüküm sürdüğü illerde ise kış lastiklerin kullanılmaya devam edilmesi gerektiğini söyledi.1 Nisan itibariyle kış lastiği takma zorunluluğunun kalktığını ve yazlık lastiğin takılmasının araç sahiplerinin menfaatine olduğunu kaydeden TŞOF Başkanı Apaydın, “Güneşin kendini göstermesi ve havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte güvenliğinizi ve performansınızı artırmak ve yakıt tüketimi ile çevreye olan etkileri azaltmak için mevsimine uygun lastikler kullanılmalıdır. Kışın kış lastiği kullandıysanız güvenlik ve performansta kazanılan olumlu gelişmeler yaz lastiğini zamanında takmakla devam edecektir. Kış lastiklerinden yaz lastiklerine geçerek aracınızı bahara hazırlamanın tam zamanı. Bu dönemde kış lastiği kullanmaya devam etmek, aracın performans kaybı ile daha fazla yakıt tüketimine yol açacaktır” dedi.“ANİ HIZLANMA VE FRENLEMEDEN KAÇINALIM”Mevsime uygun lastik kullanımının güvenlik açısından da önem taşıdığına değinen Apaydın şunları dedi:“Yaz lastikleri artı 7 derecenin üstündeki sıcak hava koşullarında, kuru ve ıslak zeminde daha kısa fren mesafesi sağlamaktadır. Havalar ısındığında kış lastiği kullanıyor olmak güvenlik ve konfordan feragat etmeniz anlamına gelirken, yakıt tüketimini de artırıyor. Lastikler binek otomobillerde yüzde 20 oranında yakıt tüketimine etki ediyor. Yaz lastiklerinin dönme direncinin kış lastiklerine oranla daha düşük olması, daha az yakıt ve daha az aşınma anlamına geliyor. Kontrollü hızlanma ve ani frenlemenin sürüş güvenliği kadar yakıt tüketimi için de çok önemi vardır. Araç bakımlarının düzenli olarak yapılması gerektiğini hatırlatıyor, yumuşak bir sürüş tarzı benimseyerek, ani hızlanma ve frenlemelerden kaçınarak, araç klimasını dikkatli kullanmak ve gerekmedikçe elektrikle çalışan cihazların kapatılması konusunda da dikkatli olmak gerekiyor.”

Festival Başlıyor!

Festival Başlıyor!  Türkiye sinemasının 100. yılı sebebiyle törene katılacak, sinemaya yıllar boyu emek vermiş birçok değerli ismin yanı sıra Sinema Onur Ödülleri’nin verileceği altı saygın isim de açılış töreninde bulunacaklar. Senarist Umur Bugay, oyuncu Sevda Ferdağ, yapımcı Abdurrahman Keskiner, oyuncu Eşref Kolçak, müzisyen Attila Özdemiroğlu ile yönetmen, senarist ve yapımcı İrfan Tözüm’e İstanbul Film Festivali Onur Ödülleri takdim edilecek.  16 günlük festival maratonu, NTV’den canlı olarak yayınlanacak açılış töreninin hemen ardından Stephen Frears’ın Akbank Galaları’nda yer alan filmi Umudun Peşinde’nin gösterimi ile başlayacak. Festivalde Yarın SEN NERDEYSEN FESTİVAL ORADA 20’nin üzerinde bölümde 200’ü aşkın filme ARTık her yerden ulaşmak mümkün!Sinemaseverler bu yıl festival programına, festivalin resmi web sitesi film.iksv.org’un yanı sıra İKSV Mobil uygulamasından da ulaşabilecek. Vodafone Red’in katkılarıyla geliştirilen İKSV Mobil uygulaması AppStore ve Google Play’den ücretsiz olarak indirilebilir. Festivalle ilgili gelişmeler, festivalde yarışacak filmlerin yönetmenleriyle röportajlar, fotoğraflar ve daha birçok güncel bilgi ise, festivalin Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarına ek olarak istfilmfest.tumblr.com adresindeki festival blogundan takip edilebilecek.  TÜRKİYE’DE SİNEMADA NELER OLUYOR?  Türkiye’de sinemanın 100. yaşını “Bu İkiliye Dikkat” bölümüyle kutlayan festival, bu bölüme paralel olarak bir dizi ikili sohbet düzenliyor. Söyleşiler, yönetmen Can Evrenol ve sinema yazarı Engin Ertan’ın katılımıyla “Türk Sinemasında Fantastik ve Korku” başlıklı ilk sohbetle, yarın saat 16.00’da İstanbul Modern’de başlayacak. Türk sinemasında süpermenden yaratıklara fantastik hiç eksik kalmamışken cinlerden şeytana, gulyabaniden vampirlere Türk korku filmleri külliyatı da gayet geniş olmuştur, hem de zaman ve bütçe darlığına, ‘absürd’ kimi zaman ‘trajik’ sonuçlarına rağmen. Söyleşi, sinemamızın yüzyıllık tarihinde bu iki damarın izini arayacak. EMEK SİNEMASI YIKIMI  Festivale yıllardır ev sahipliği yapmış Emek Sineması’nın yıkımına geçen yıl başlanmıştı. Bir açıklama yapan Emek Sineması Platformu, inşaatı durdurmaya gideceklerini bildirerek yarın saat 17.30’da Yeşilçam Sokağı’nda buluşacak. KANSERSİZ YAŞAM DERNEĞİ ÖZEL GÖSTERİMİ Festivalin Türkiye sinemasının 100. yılına özel hazırladığı “Bu İkiliye Dikkat” bölümünde yer alan Ertem Eğilmez klasiği Mavi Boncuk filmi, İstanbul Film Festivali ve Kansersiz Yaşam Derneği işbirliği ile kanser hastaları ve aileleri için Atlas Sineması Salon 2’de saat 13.30’da gösterilecek.  KORKMAYA HAZIR MISINIZ? Festival boyunca cumartesi geceleri saat 24.00’te izleyenleri huzursuz edip uyku kaçıracak filmlerden ilki Karabasan. Polanski’nin ev içi korku filmlerinin izinden giden Jennifer Kent’in ilk uzun metrajlı çalışması Karabasan yarın gece Atlas Sineması saat 24.00’de izlenebilecek bir korku-psikolojik gerilim filmi.  YILLAR GEÇSE DE ÜSTÜNDEN Festival, sinema tarihinde yer etmiş, kayıp, yıpranmış ya da yıllanmış klasikleri yenilenmiş kopyalarıyla “Aslı Gibidir” bölümüyle yıllar sonra beyazperdede izleyicilerle buluşturuyor. Oyuncuları arasında Rainer Werner Fassbinder ve Margarethe Von Trotta gibi Yeni Alman Sineması’’nın önemli yönetmenlerinin bulunduğu Volker Schlöndorff imzalı Baal’ın Atlas Sineması saat 11.00 gösterimini sakın kaçırmayın. Bu bölümün bir diğer izlenmesi gereken filmi ise William Friedkin’in kült filmi Dehşetin Bedeli. Filmi, yenilenmiş haliyle Atlas Sineması Salon 3’te 19.00 seansında izleyebilirsiniz.  UNUTULMAZ KLASİKLER FESTİVALDEGeçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Peter O’Toole anısına gösterilen David Lean klasiği, epik filmlerin en ünlüsü Arabistanlı Lawrence Rexx Sineması’nda saat 21.30’da. Filmin uzunluğundan dolayı kısa bir ara verilecek. DÜNYA FESTİVALLERİNDEN FİLMLER2012’te Berlin’den Gümüş Ayı ile dönen uzun metrajı Tabu ile uluslararası alanda tanınan Portekizli yönetmen Miguel Gomes’in son kısa filmi Kefaret ile birlikte beş kısa filmi Atlas Sineması Salon 2’de saat 19.00’da gösterilecek.  BU İKİLİYE DİKKAT! Belki de yıllardır tekrar tekrar izlediğimiz, sinemamızın unutulmaz filmlerine bu sefer farklı bir perspektiften bakmamızı sağlayan “Bu İkiliye Dikkat” bölümünden İstanbul’un Fethi – Karanlık Sular ve Tabutta Rövaşata – Araf ikilisi Beyoğlu Sineması’nda; Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri – Aaahh Belinda! ve Beklenen Şarkı – Mavi Boncuk ikilileri ise İstanbul Modern’de izlenebilir.   Festivalde İlk Hafta Festivalin ilk haftasında, “Bu İkiliye Dikkat”, “Nerdesin Aşkım”, “MK2 40. Yıl” ve “Savaş ve Hatıralar: Aleksey German Filmleri” gibi bu yıla özel bölümler ve film ekipleriyle söyleşilerin yanı sıra “Savaş Zamanı Belgesel Yapmak”, “Türkiye’de Sinemada Neler Oluyor” ve Köprüde Buluşmalar panelleri ile hareketli bir hafta festival takipçilerini bekliyor.  FİLM EKİPLERİYLE BULUŞMA Şiddet Güzeli, Ningen, Medealar, Durgun Hayat, Humus’a Dönüş, İnceldiği Yerden Kopsun, Zar Oyunu, Ida, Kırık Beyaz Laleler, Yüksek Risk, Gökyüzüne Teğet filmlerinin ekiplerinin katılacağı gösterimlerin bilgisini web sitemizden kontrol edebilirsiniz. “BU İKİLİYE DİKKAT” FİLMLERİ Tunç Okan’ın Otobüs filmindeki Batı teknolojisi övgüsünün pek benzerinin görülebileceği Kazım Öz filmi Fotoğraf’ın 6 Nisan Pazar günü 19.00 ve 21.30 İstanbul Modern seanslarındaki arka arkaya gösterimlerini kaçırmayın. “Bu İkiliye Dikkat” bölümünün bir diğer ikilisi Küçük Hanımın Şoförü ile Her Şey Çok Güzel Olacak ise 11 Nisan Cuma günü yine İstanbul Modern’de saat 11.00 ve 13.30’da gösterilecek.  SİNEMA KONUŞUYORUZ Festival boyunca İstanbul Modern’de saat 16.00’da gerçekleştirilecek “Türkiye’de Sinemada Neler Oluyor” panellerinden “Politik Sinemamız Ne Durumda” 6 Nisan Pazar, “Sanat Sinemamız Ne Durumda” 8 Nisan Salı, “Video Art ve Türk Sineması” 9 Nisan Çarşamba ve “Nelere Gülüyoruz?” söyleşisi ise 11 Nisan Cuma günü farklı konuşmacılarla yapılacak. Festival kapsamında izleyeceğimiz Humus’a Dönüş’ün yönetmeni Talal Derki de 8 Nisan Salı günü Salon İKSV’de saat 14.00’de “Savaş Zamanı Belgesel Yapmak” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirecek.  KÖPRÜDE BULUŞMALAR PANELLERİ Köprüde Buluşmalar panelleri bu yıl da tüm film profesyonellerine ve sinemaseverlere açık olacak. Bu hafta yapılacak paneller ise şöyle: “Kim Korkar Eurimages Başvurusundan?”, “Dağıtım ve Sinema Salonlarının Dijitalleşmesi ve Dağıtım İçin Eurimages Desteği” “Nasıl, Nerede ve Neden Proje Sunuyoruz?” MANAKİ KARDEŞLER’İN KÜLTÜR MİRASI Balkanların ilk sinemacıları Yanaki ve Milton Manaki’nin restore edilen filmlerinin tümü, Türk sinemasının 100. yılı vesilesiyle festivalde gösteriliyor. 6 Nisan Pazar günü Atlas Sineması Salon 3’te 21.30’da yapılacak ilk gösterimin ardından Manaki Kardeşlerin kültür mirası üzerine 13 Nisan Pazar günü yapılacak söyleşiyi de kaçırmayın.  FESTİVAL PARTİLERİ Festival kapsamında, Jonathan Demme’in belgeseli Neil Young’ın Bavulundan Şarkılar’ın 9 Nisan Çarşamba günkü gösterimi sonrasında Hard Rock Cafe sizi unutulmayacak bir geceye davet ediyor. 11 Nisan Cuma günü ise Fil’m Hafızası işbirliğiyle, yönetmeninin de katılacağı Büyük Kötü Kurtlar filminin geceyarısı gösteriminden hemen sonra Topless’ta Fil’m Hafızasıyla Geceyarısı Çılgınlığı’na şimdiden hazır olun!  

Alışverişte son moda!

Alışverişte son moda!Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda rağbet gören online alışveriş siteleri, tüketicinin karşısına yeni alternatiflerle de çıkmaya başladı. Tüketiciye bilgisayar başından kalkmadan alışveriş keyfi yaşatan bu siteler, bugüne kadar bedava kargo,  ikincisi bedava ve yüzde 90’a varan indirim uygulamalarıyla da dikkat çekiyordu. Ancak yeni sistem artık internet dünyasına yakışır bir süratlilikte hizmet sağlayan bir kampanya metodu yarattı. Bu yeni metodun adı ise’ İndirim Kupon Kodları’… Bu kodlar sayesinde müşteri, alışveriş esnasında özel indirimlerden kolaylıkla yararlanabiliyor. Büyük rekabetin yaşandığı internet mağazalarında her an indirim ve fırsatlarla karşılaşmak mümkün. Bedava kargo, yüzde 90 indirim, ikincisi bedava, gibi müşteri çekmek için yapılan kampanyalar adeta tüketicinin başını döndürüyor. Hal böyle olunca tüketici de kendini bilgisayarın başında “en ucuzunu” nasıl alırım düşüncesiyle bulabiliyor. İşte, tüketiciyi bu karmaşık kampanya sisteminden kurtarmak ve gerçek indirim keyfini yaşatmak için birkaç yıldır internet mağazalarında uygulanan ve büyük rağbet gören ‘İndirim Kupon Kodları’ ya da ‘Online Alışveriş Kuponları’, hem tüketiciye hem de satıcıya büyük kolaylık sağlıyor MAĞAZALAR DA SİSTEMDEN MEMNUNİndirim kuponları ile artık tüketici artık daha cesur bir şekilde almak isteği ürüne yaklaşabiliyor. Bu durumdan online mağazalar memnun olmuşa benziyor ki dönemsel olarak ya da özel günler için kupon kodu dağıtıyor. Kupon kodlarına ulaşmak için tüketici ya mağaza mağaza dolaşacak ve aradığı indirim kuponunu böyle bulacak ya da daha kısa bir yol olan ve amaçları tüketiciyi bu zahmetten kurtarmak olan indirim kuponlarının yayınlandığı sitelere göz atacak. Hemen hemen online alışverişin gerçekleştiği bütün mağazaların indirim kupon kodları bu sitelerden bulunabiliyor. İndirim kuponu kullanımı, online alışverişte Türkiye için birkaç yıldır kullanılan bir kavram olsa da uluslararası platformlarda çok uzun yıllardır tercih edilen bir sistem. Öyle ki; giyimden, elektroniğe ve hatta gıdaya kadar pek çok alanda kupon kodu uygulamasını görmek mümkün olmaktadır. Güvenli olması, herhangi bir ücret ya da üyelik gerektirmemesi ve karşılığının hemen alınıyor olması sektörün gelişip büyümesine de büyük katkı sağlıyor.  KUPON KODU SİSTEMİ NASIL ÇALIŞIYOR?Kupon Kodu sistemini kısaca anlatmak gerekirse; dönemsel olarak ya da özel günler için firmaların ürün gruplarına yönelik düzenlediği indirim kampanyalarından tüketicinin haberdar olması ve isterse kullanması için, özel kodlar aracılığıyla yayına sunan ve bu kodların alışveriş esnasında kullanılmasıyla özel indirim almasını sağlayan bir sistem. Pek çok ünlü firma iş ortaklığı yaptığı kupon sitesine özel kodlar hazırlayarak alışveriş sırasında anında indirim uygulanmasını sağlıyor. Alışverişini bitiren kişi bu kodu sepetinde yer alan kupon kodu bölümüne yazarak; gerek ekstra indirim gerekse de miktarı belli olan fiyat indirimini alarak, ürünü daha da ucuz fiyata alabiliyor. Örneğin; öğretmenler günü için çiçek almaya karar verdiniz en kısa yoldan ve size en uygun fiyatı veren siteden almak istiyorsunuz. Tek yapmanız gereken arama motoruna mağazanın da isminin geçtiği “… indirim kuponu” yazmak olacaktır. Arama listesinden karşınıza guncelkupon.com  adlı site çıktı ve sayfaya giriş yaptınız. Buradaki bilgilerde dikkat etmeniz gereken ne kadar indirim aldığınız, kupon kodunun süresi ve hangi ürünler için geçerli olduğudur. Bir diğer husus da kupon kodunu kullanmadan önce benzer kategorilerde aynı ürünü satan sitelerin kupon kodlarını incelemeniz; böylelikle size en çok indirim yapan siteden alışverişinizi yapmış olursunuz. 

Böyle Telefon Çıkaracakları Düşünülmemişti

Böyle Telefon Çıkaracakları DüşünülmemiştiTeknoloji dünyasında yeni nesil ürünler üretilmeye ve tanıtılmaya devam ederken lüks telefon üreticisi Gresso, tüm dikkatleri bir kez daha üstüne çekmeyi başardı. Series 40 adında kendine has bir işletim sistemine sahip lüks akıllı telefon modelinde ilk göze batan özelliklerden biri de Çift SIM kart teknolojisi.14.5 mm kalınlığındaki ve 160 gram ağırlığındaki Azimuth, rekor inceliklere veya hafifliğe takılmaksızın lüks hammaddelerin kullanılmasına ve fark yaratan tasarıma odaklanmış. 9 saat boyunca yüksek teknolojili makineler tarafından öğütülen beşinci sınıf titanyum ile kaplanan lüks cihaz, öğütme işleminin hemen ardından 4 saatlik bir parlatma aşamasına tabi tutuluyor.Tamamı titanyum ile kaplanmış akıllı model Azimuth, elle parlatılmış çelik tuşlara ve ön tarafta yer alan mineral bir cama sahip. Gresso logolu titanyum kasanın sağ tarafından ise 18K sarı ve beyaz altın kullanılarak Azimuth yazılmış. Dünya genelinde yalnızca 999 adet üretilen lüks modele sahip olmak içinse 2000 dolar’ı gözden çıkarmak gerekiyor. Haberin galerisi için burayı tıklayınDünyanın en ünlü şirketlerinde çalışma imkanı için tıklayın!

Efsane lider sinemaya da damgasını vurdu

Efsane lider sinemaya da damgasını vurdu Güney Afrikalı büyük önderi  canlandıran ünlü İngiliz aktör İdlis Elba .com.tr’ye konuştu; Mandela’nın hayatını özellikle de gençlik dönemini canlandırmak oldukça zordu. Çünkü  gençliğine ilişkin fazla veri yoktu”Elba; Londra’da Türkiyelilerin yoğun yaşadığı Hackney bölgesinde büyümüş başarılı bir aktör.  Efsanevi lider Nelson Mandela’nın Güney Afrika’nın bağımsızlığı için verdiği mücadeleyi anlatan ‘Mandela: Özgürlüğe Giden Yol’, 4 Nisan’da Türkiye’de vizyona giriyor.  Holywood’un ve İngiltere’nin başarılı siyahi aktörü İdlis Elba (41)Londra’daki ünlü Soho Otelinde ‘e konuştu. Golden Award sahibi Elba, NELSON MANDELA’nın tüm dünyada en çok satanlar listesinde yer alan otobiyografisinden senaryolaştırılan Mandela : Özgürlüğe Giden Uzun Yol da  Mandela’nın  ölümsüz hikayesini beyaz perdeye taşıdı.  The Other Boleyn Girl filminin yönetmeni Justin Chadwick’in yönetmenliğinde çekilen filmde  (Mandela’nın eşi Winnie Madikizela Mandela’yı Karayip Korsanları ve Skyfall ile dikkati çeken Naomie Harris canlandırıyor. Elba filmde rol almanın büyük bir sorumluluk olduğunu belirterek, “rol de bir o kadar zordu” dedi.Babası Sierra Leonalı annesi Ghana’lı olan İdlis, televizyon, tiyatro ve film sanatçısı. Aynı zamanda yapımcı, rapçi, ve DJ.Atletik vücudu, geniş omuzları, mütevazi tavırları  gülümsemesi ile özellikle kadın hayranlarının gönlünde taht kurmuş bir oyuncu.Pasifik Savaşı, Prometheus, Thor , Wire gibi yüksek bütçeli filmlerde de rol alan İdris ile sıcak bir sohbetimiz oldu. Mandela rolünü size teklif etmelerini bekliyor muydunuz?  ne düşündünüz?  Doğrusunu söylemek gerekirse elbette ki beklemiyordum ve ilk duyduğumda çok şanslı olduğumu düşündüm. Böyle bir rolü kim istemez ki? Hiç korkmadınız mı ? Sonuçta dünya tarihinde önemli bir yeri olan, gerçek bir karakterin hayatını oynadınız? Tahmin ettiğin gibi korktum. Büyük bir sorumluluk olacağını, kolay olmayacağını elbette biliyordum. Başarılı olmak için çok çalıştım.  Bildiğim kadarı ile de çocukluğunuz  Hackney’de yani Türkiyelilerin yaşadığı bölgede geçmiş.Evet çocukluğum ve gençliğim burada ve Hackney bölgesinde geçti. Biliyorum senin ülkenden gelen göçmenlerin çoğu bu bölgede yaşıyor. Sizinkilerden de çok arkadaşım olmuştu. En yakın arkadaşımın adı  Şensoy’du.   Sanat hayatınız nasıl başladı , Yani oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Aslında bir gecede karar verdim. Babam Ford Fabrikasında çalışıyordu. Tiyatro okuyordum ve okuldan sonra harçlığımı çıkarmak için babama yardıma gidiyordum. Babam 30 yıldır orada çalışıyordu. Galiba babam gibi olmak istemedim. Ertesi gün New york’a tek yön bilet aldım. Çünkü gazetede 1.90 m boyunda basketbol oynayabilen siyah aktör aranıyor ilanını görmüştüm. Basketbol oynamıyordum ama yine de başvurdum. Gerisi geldi.    Sadece yakışıklı değil aynı zamanda alçak gönüllüsünüz. Bunun için mi hayranlarınız bu kadar fazla.(Gülüyor) Bilmem. Hayranlarımı ben de çok seviyorum. Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Fiziksel olarak Mandela’ya benzemiyorsunuz, ayrıca bu kadar saygı duyulan birini canlandırmak kolay oldu mu? -Evet. Benzemiyorum. Ama benzememem daha iyi oldu. Ona çok benzeseydim canlandırmam daha zor olurdu. Çünkü özellikleri seyirci daha çok ayırt edebilir.  Hele de Afrikalılar.  Hikâyenin ruhunu ne kadar iyi verirseniz o kadar seyirciden olumlu geri dönüşümünüz oluyor. Filmin ilk bölümünde olan Mandela’nın gençliğine ait fazla bir referans olmadığı için aktörün yorumunu izliyoruz. Justin le birlikte çok düşündük, gençliğinde ses tonu nasıldı, enerjisi nasıldı? Büyük bir çalışmaydı, sanıyorum bunu  başardık. Daha çok hayat hikayesine odaklandık diyebilirim. Yani seyircinin “Ah bu anı hatırlıyorum” demesini sağladık.  Zaten seyircinin çoğunluğu da genç Mandela’yı tanımıyor. Fakat yaşlı Mandela’yı bütün dünya tanımıştı. Onun için ileri yaşları bizim için daha önemliydi.  Mandela’nın hayatını tekrar tekrar okumuş olmalısın. Elbette. Ne yazık ki çocukluğu ve gençliği hakkında elimizde fazla referans yoktu. Bu da bizi zorladı. Mandelaya ait en az 45 saatlik dokümanter izledim. Filmin çekimleri 3 yıl sürdü.  Gençliğini mi yoksa yaşlılığını oynamayı sevdiniz? Gençliğini oynamak zordu , tabii ona benzemediğim için biraz rahatsızdım. Daha sonraları “seyirci de genç Mandela’yı tanımadı, bu o olmalı ” diye düşündüm., ama yaşlılığını daha çok sevdim çünkü asıl başarısı olgun dönemlerde ortaya çıkıyor ve o doneme ait  bir çok belge ve dokümanter vardı.  Güney Afrika tarihini ve bölgeye ilişkin bilginiz var mıydı? Samimi konuşmak gerekirse Mandela ve Güney Afrika konusunda düşündüğüm kadar bilgili olmadığımı gördüm, hatta dürüst olmak gerekirse Afrika gerçeğine bilinçaltımı kapatmışım. Üstelik ben bir siyahım. Hep “biz” ve “onlar” olan bir ortamdaydım. Ama bu da yeterli değil. Ezbere bir ayrım gibi. Ama Mandela’ ve onun mücadelesini babam yakından takip ediyordu. Hiç unutmam Mandela hapisten çıktığı gün babam müthiş heyecanlıydı. Ancak o zaman Mandela’nın hapisten çıkmasının  Güney Afrikalılar için ne kadar önemli olduğunu anlamıştım.    Mandela ile tanıştınız mı?   Hayır. Ne yazık ki tanışmadım. O dönem oldukça hasta ve zayıftı. Tanışmam için fırsat oldu ama ben onu kendi haline bırakmak istedim.  Lehçe konusunda sıkıntı çektiniz mi? Lehçe benim için film boyunca süren bir projeydi. Mandela’nın 52 yıllık hayatını oynuyordum. Her şeyin haritasını önceden çıkartmıştık. Mandela’nın gençliğindeki lehçesi sonraki yaşlardaki lehçesi de farklıydı. Genç ve yaşlılık döneminde de Mandela’da inanılmaz fiziki ve ses değişiklikleri de var tabii.  Güney Afrikalıların konuşması da zaman içinde değişmiştir. Bu nedenle lehçe beni zorladı ve çok çalıştım.    Babanız  filmi gördü mü? Ah evet. Babamı kısa bir süre önce kaybettim. Filmimi gördüğü için çok mutluyum. Çünkü babam filmi seyrederken çok duygulanmıştı. Çok da gurur duyduğunu gördüm. Bu da beni sevindirdi elbette. Beyazları atmamasına ne diyorsunuz?  Mandela’yı asıl büyüten yanı kan akmasını istememesiydi. Hiçbir zaman beyazlar bana bunu yaptı ben de onlardan intikam alayım modunda olmamış bir liderdi. Barışçı bir liderdi. Sanıyorum empati den kaynaklanıyor.  Mandela Afrika tarihini çok iyi biliyordu. Afrikalılar çok eskiden beri ordaymış, ama İngilizler  onlardan önce  ordaymış.Hollandalılarda.   Mandela’nın ülkenin tarihçesini çok iyi biliyor olması ve ülkedeki çeşitliliğin bilincindeydi. İkincisi de “bana yanlış yapıldı ben onlara yanlış yapmayacağım, yanlış yaparak yükselmeyeceğim” diye düşünmesi. Onun yaşam felsefesi de buydu zaten. Mandela’nın sihri de diyebilirsiniz.Halkı kan isterken bile o kan akmasını istemedi ve hep engelledi. Bu da saygınlığını artırdı. Barışın teminatı olan liderlerdendi.Film Mandela’nın ölümüne yakın zamanda vizyona girdi. Gençler onu hatırlamıyor bile. Neden daha önce böyle bir film yapılmadıO hapisten çıktığı zaman da film yapılabilirdi ve yine ses getirirdi. Ama biz bir bütün işlemek istedik. Onun gibi bir lider ya da onu hatırlatan bir lider var mı şimdi.  Ondan evvel  Gandhi ve bir kaç isim daha sayabiliriz.  Mandela’nın Hikayesi çok derinlerde yatıyor,  şu günlerde bu film çok şey gösteriyor . Dünyanın içinde buLUNDUĞU DURUMA ÇOK UYGUN.  İlham verici aynı zamanda temelde verdiği ders affedebilmek ve sabır    Filmi kronolojik olarak mı çektiniz? Hayır, fazla paramız yoktu. Bu yüzden bulunduğumuz lokasyonlara bir daha geri dönmemek için bir gün genç Mandela’yı bir gün yaşlı Mandela’’yı oynadım. Koltuğa iki karpuz sığdırmak gibi. Film Beyaz Saray’da da izlenmiş. Başkan Obama ile Mandela’nın kızları birlikte seyretmiş. Ne söyledikleri hakkında bilginiz var mı ? Mandela’nın kızları ile filmi seyrettikten sonra karşılaştık. Ağlıyorlardı. Çok beğenmişler. Zaten çekimler sırasında bizimleydiler. Obama’da çok beğenmiş. Hatta bir not yazmış tam hatırlamıyorum ama sanıyorum Mandela’nın kızıyla ilk kez buluştuğu sahneye ilişkin not almış.  Neden sizi seçtiler bu rol için? Aslında ben ve Naomi öyle büyük isimler değiliz,sanıyorum rolü oynayabileceğimize inandılar, bizden daha ünlü Holywood aktörlerine de gidebilirlerdi diye düşünüyorum  belki bizi hem Amerika hem Avrupada tanıdıkları için tercih ettiler.bir de Mandela’nın kazları çok dvd izlerlermiş onlar da beni söylemişler  Sorumluluğu fazlaydı derken neyi kastettiniz?   Filmi yaparken güzel bir film olmasından sorumluydum. Ama Mandela olmadan Mandela olmak oldukça fazla sorumluluk gerektiriyor,  bir şekilde onu temsil ediyordum. Bu kadar önemli bir insanın kaleme aldığı kendi yaşam öyküsünü okumak büyük bir tecrübeydi ve rol de bir o kadar zordu ve büyük sorumluluk getiriyordu Filmi bitirdin. Onu oynadıktan sonra ne hissettin?  O harika biri, muazzam bir hikayesi var umarım onun hayatı birçok kişiye ilham kaynağı olur.Şu anda, aslında ilginç ama Mandela bana ilham kaynağı oldu. Sanki ışık oldu. Bu ışıkla bir çok şeyin üstesinden gelebileceğimi hissediyorum  Mandela bana gerçekten çok yardımcı oldu.  Bundan önce aksiyon filmlerinde oynadınız, şimdi Mandela, nasıl bir duygu ? Ondan önce üç aksiyon filmim var. Bağımsız başka filmlerim de oldu. Elbette en çok önemsediğim rol bu oldu. Hayatın içindeki bir mucizeyi oynadım ben. Bu da benim için şans. Rollerimde çeşitlilik seviyorum. Mandela’yı oynamak beni çok gururlandırdı. Bundan sonra “kick boxing” de yapabilirim. Thor’da ki Heimhell’ı iyice tanımak istiyorum. Rollerimde inandırıcı olmam en önemlisi.   The Wire ın sizin için önemeli olduğunu söylemiştiniz? Orda bir gangsteri canlandırıyorum. Rolü aldığımda 10 yıllık aktördüm, çok heyecanlandım tabi. televizyon oyunculuğundan film oyunculuğuna geçiş oldukça heyecanlı oluyor tabii.  Sanıyorum bu sektöre de katkım oldu. Şu anda televizyon dizileri ve filmler arasında pek fark kalmadı. Çünkü iyi aktörler, iyi yönetmenler TV programları yapıyorlar.  Reality Show ların da buna katkısı büyük oldu. Mesela bir drama seyrederken artık,  “bu gerçek görünmüyor” diyebiliyorsunuz  The Wire ın sizin için önemeli olduğunu söylemiştiniz? Orada bir gangsteri canlandırıyorum. Rolü aldığımda 10 yıllık aktördüm, çok heyecanlandım tabi. televizyon oyunculuğundan film oyunculuğuna geçiş oldukça heyecanlı oluyor tabii.  Sanıyorum bu sektöre de katkım oldu. Şu anda televizyon dizileri ve filmler arasında pek fark kalmadı. Çünkü iyi aktörler, iyi yönetmenler TV programları yapıyorlar.  Reality Show ların da buna katkısı büyük oldu. Mesela bir drama seyrederken artık,  “bu gerçek görünmüyor” diyebiliyorsunuz  Bir çok yardım vakıflarıyla yakin temasınız var  Evet bilhassa gençlere yönelik ve onların gelişmesinde faydalı olacak çalışmalarda yer alıyorum ve almaya devam edeceğim.Yıllardır Prens Charles’ın  Vakfında çalışıyorum. Gençleri yönlendirmek çok önemli. Onlara fırsat tanınmalı, kurslar düzenlenmeli. Sadece yardım vakıflarına para vermek yeterli değil. Gençlerin yönlendirilmesi için gerekli kurslar, seminerler düzenlenmeli. bunlar için tabii para lazım ama faaliyetler de çok önemli.    .  

Yolda rahat yürüyemiyorum

Yolda rahat yürüyemiyorumTiyatro sanatçısı Nazan Diper, şu sıralar Kanal D’nin sevilen dizisi “Küçük Ağa”da Mehmetcan’ın babaannesi Esma’yı canlandırıyor. Artık sokakta tanındığını söyleyen Diper, aldığı tüm güzel yorumlara rağmen sitemli: “32 yıllık tiyatrocuyum, beni tiyatrodan tanıyan çok az kişi var.” * “Küçük Ağa”, yayınlandığı ilk günden itibaren büyük başarı yakaladı. Sizce izleyici neden sevdi “Küçük Ağa”yı, bu dizinin diğerlerinden farkı nedir sizce?- Çok sıcak bir dizi “Küçük Ağa”. Başarıda senaryonun, yönetmenin, oyuncuların ve set emekçilerinin de payı büyük tabii. Diğer dizilerle kıyaslayamam, çünkü hepsi farklı konuları işleyen projeler.* Siz “Küçük Ağa”da oynamayı neden kabul ettiniz? Sizi çeken ne oldu bu diziye?- Öncelikle bir Erler Film projesi olması. Daha önceki yıllarda da birlikte çalıştığımız diziler vardı; “Aşk Bir Hayal”, “Ay Işığı”, “Arka Sokaklar” gibi… Beni esas etkileyen ise Zeki Alasya’yla birlikte oynamak oldu…* ‘Küçük Ağa’ Mehmetcan’ın babaannesi Esma’yı canlandırıyorsunuz. Oynadığınız karakteri sevdiniz mi? Sizinle özdeşleşen tarafları var mı?- Evet, rolü özelleştiren, bir kişiliğe oturmasını sağlayan torunu. Ama öncelikle kocası. Onunla ilişkilerinde var oluyor Esma aslında. Rolümü sevmemin önemli unsurlarından biri de hem oynarken hem de set aralarında yılların ustası Zeki Bey’le paylaşımlarım, söyleşilerimiz… Bunlar beni hep ileriye taşıyan, heyecanlarımı her daim taze tutan yaklaşımlar…� URFA’NIN NERESİNDE YAŞİİSİZ?� � � * Rolünüz ve diziyle ilgili nasıl tepkiler alıyorsunuz?� – Çok güzel… Yollarda pek rahat yürüyebildiğim söylenemez. Dizi çok izlenince, tanınıyorsunuz kuşkusuz. Bu, durumun hoş yanı. Ama bir de acı yönü var ki; 32 yıllık tiyatrocuyum, beni tiyatrodan tanıyan çok az kişi var. Bu arada karşılaştığım kişiler genelde daha genç göründüğümü söylüyor ve oyunculuğumdaki doğallığı övüyorlar, sağ olsunlar. Ama benim için belki de en güzeli; Esma’yla beni özdeşleştiren Urfalı bir izleyicinin sorduğu “Urfa’nın neresinde yaşiisiz?” sorusuydu…* Çekimler nasıl gidiyor, yoğun mu?- Yoğun. Büyük titizlikle çalışılıyor. Yakalanan başarının sürdürülebilmesi için zorunlu bu zaten…TİYATRODA ULRIKE’YİM� * Dizi dışında tiyatro ve sinema projeleriniz var mı?- Şu anda bir film projesi yok. Tiyatroda ise bu yıl Bizim Tiyatro’nun “Che ve Ulrike Ne Konuşuyorsunuz Öyle?” adlı oyununda ‘Ulrike’ rolünü yorumluyorum.* Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?- Tiyatro, dizi çekimleri var malum. Ayrıca seslendirme de yapıyorum. Bunlar şu sıralar tüm zamanımı alıyor…� � �

Alışverişte son moda!

Alışverişte son moda!Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda rağbet gören online alışveriş siteleri, tüketicinin karşısına yeni alternatiflerle de çıkmaya başladı. Tüketiciye bilgisayar başından kalkmadan alışveriş keyfi yaşatan bu siteler, bugüne kadar bedava kargo,  ikincisi bedava ve yüzde 90’a varan indirim uygulamalarıyla da dikkat çekiyordu. Ancak yeni sistem artık internet dünyasına yakışır bir süratlilikte hizmet sağlayan bir kampanya metodu yarattı. Bu yeni metodun adı ise’ İndirim Kupon Kodları’… Bu kodlar sayesinde müşteri, alışveriş esnasında özel indirimlerden kolaylıkla yararlanabiliyor. Büyük rekabetin yaşandığı internet mağazalarında her an indirim ve fırsatlarla karşılaşmak mümkün. Bedava kargo, yüzde 90 indirim, ikincisi bedava, gibi müşteri çekmek için yapılan kampanyalar adeta tüketicinin başını döndürüyor. Hal böyle olunca tüketici de kendini bilgisayarın başında “en ucuzunu” nasıl alırım düşüncesiyle bulabiliyor. İşte, tüketiciyi bu karmaşık kampanya sisteminden kurtarmak ve gerçek indirim keyfini yaşatmak için birkaç yıldır internet mağazalarında uygulanan ve büyük rağbet gören ‘İndirim Kupon Kodları’ ya da ‘Online Alışveriş Kuponları’, hem tüketiciye hem de satıcıya büyük kolaylık sağlıyor MAĞAZALAR DA SİSTEMDEN MEMNUNİndirim kuponları ile artık tüketici artık daha cesur bir şekilde almak isteği ürüne yaklaşabiliyor. Bu durumdan online mağazalar memnun olmuşa benziyor ki dönemsel olarak ya da özel günler için kupon kodu dağıtıyor. Kupon kodlarına ulaşmak için tüketici ya mağaza mağaza dolaşacak ve aradığı indirim kuponunu böyle bulacak ya da daha kısa bir yol olan ve amaçları tüketiciyi bu zahmetten kurtarmak olan indirim kuponlarının yayınlandığı sitelere göz atacak. Hemen hemen online alışverişin gerçekleştiği bütün mağazaların indirim kupon kodları bu sitelerden bulunabiliyor. İndirim kuponu kullanımı, online alışverişte Türkiye için birkaç yıldır kullanılan bir kavram olsa da uluslararası platformlarda çok uzun yıllardır tercih edilen bir sistem. Öyle ki; giyimden, elektroniğe ve hatta gıdaya kadar pek çok alanda kupon kodu uygulamasını görmek mümkün olmaktadır. Güvenli olması, herhangi bir ücret ya da üyelik gerektirmemesi ve karşılığının hemen alınıyor olması sektörün gelişip büyümesine de büyük katkı sağlıyor.  KUPON KODU SİSTEMİ NASIL ÇALIŞIYOR?Kupon Kodu sistemini kısaca anlatmak gerekirse; dönemsel olarak ya da özel günler için firmaların ürün gruplarına yönelik düzenlediği indirim kampanyalarından tüketicinin haberdar olması ve isterse kullanması için, özel kodlar aracılığıyla yayına sunan ve bu kodların alışveriş esnasında kullanılmasıyla özel indirim almasını sağlayan bir sistem. Pek çok ünlü firma iş ortaklığı yaptığı kupon sitesine özel kodlar hazırlayarak alışveriş sırasında anında indirim uygulanmasını sağlıyor. Alışverişini bitiren kişi bu kodu sepetinde yer alan kupon kodu bölümüne yazarak; gerek ekstra indirim gerekse de miktarı belli olan fiyat indirimini alarak, ürünü daha da ucuz fiyata alabiliyor. Örneğin; öğretmenler günü için çiçek almaya karar verdiniz en kısa yoldan ve size en uygun fiyatı veren siteden almak istiyorsunuz. Tek yapmanız gereken arama motoruna mağazanın da isminin geçtiği “… indirim kuponu” yazmak olacaktır. Arama listesinden karşınıza guncelkupon.com  adlı site çıktı ve sayfaya giriş yaptınız. Buradaki bilgilerde dikkat etmeniz gereken ne kadar indirim aldığınız, kupon kodunun süresi ve hangi ürünler için geçerli olduğudur. Bir diğer husus da kupon kodunu kullanmadan önce benzer kategorilerde aynı ürünü satan sitelerin kupon kodlarını incelemeniz; böylelikle size en çok indirim yapan siteden alışverişinizi yapmış olursunuz. 

Şöhret ailemizi dağıttı

Şöhret ailemizi dağıttı“Dizimiz bitiyor ne yazık ki!” “Derinden offffffffff!” “Eylemimiz başlasın!” “SBSV bitmedi sonsuzluğa kavuştu!” Bunlar, “Sana Bir Sır Vereceğim” dizisinin hayran sayfasından sadece birkaç başlık. Ekrana geldiği günden beri istikrarlı bir şekilde “takipçi” sayısını milyonlara ulaştıran bu fantastik dizi artık yok. Çoğunlukla 12-16 yaş arasındaki izleyicileri ise neredeyse yasta. SBSV bitmesin diye öylesine “örgütlendiler” ki dizinin sayfalarında yorum yapacak yer bırakmamışlar, YouTube’daki videoları milyonlarca kez tıklamışlar, hatta reklamlarda bile kanal değiştirmemişler. Ama nafile! Televizyon kulislerinde dolaşan dedikodulara göre izleyici kitlesi çok genç olduğundan kanal fazla reklam alamıyormuş. Ayrıca 1 saat 35 dakikalık bölümler halinde çekilmesine rağmen, bunlar ikiye bölünerek yayınlanıp oyunculara sadece tek bölüm parası veriliyormuş. Tabii bunlar işin rivayet kısmı. Bu hafta bendeniz SBSV’nin en çok sevilen iki karakterini canlandıran Demet Özdemir (Aylin) ve Ekin Koç (Tilki) ile hem hayatlarını değiştiren bu diziden önceki yaşamlarını, hem de bundan sonra kendilerini neler beklediğini konuşmak için buluştum.� Elin Justin Bieber’ı varsa bizim de “Aytil”imiz var dedik ve başladık muhabbete. Bir de onları “süper güçleri” olmadan tanıyalım bakalım.DEMET ÖZDEMİR TİPİK BİR TAŞRA AİLESİYDİK*“Sana Bir Sır Vereceğim”in Aylin’iyle içli dışlıyız ama Demet’in sırlarını bilen yok. Kimsin, kimlerdensin?- İzmit’in küçücük bir kasabasında geçti çocukluğum. Annem, babam, ablam ve abimle iki katlı bahçeli bir evde yaşardık. Kısaca tipik bir taşra ailesiydik. *Taşradan parlayan yıldızsın yani.- Aslında önce ablamın yıldızı parladı. “Çarkıfelek”e izleyici olarak İstanbul’a gittiğinde Mehmet Ali Erbil’le tanışmıştı.*Seyirci olarak gittiği yarışmada ablanın feleği nasıl çark etti peki?- Mehmet Ali o kadar seyircinin arasında ablamı fark etmiş ve ona “Yüzün çok güzel, Neşe Erbek’in ajansına kaydol” deyip bir kart vermiş. Ablam ajansa yazıldıktan bir hafta sonra da ilk teklifini aldı. *Mehmet Ali’nin ipiylekuyuya mı inilir canım? Aşk falan olmasın aralarında. – Hiç öyle bir şey olmadı. Ama onu dinledi ve gelen teklifi değerlendirmek için babamdan gizli, aynen Türk filmlerdeki gibi trene atlayıp İstanbul’a gitti.*“İstanbul seni yenicem ulan” diye bağırdı mı trene binerken?- (Gülüyor) 19 yaşındaki ablam babamın korkusundan gözüne kalem bile çekemezdi. Zaten bizim evde makyajın her türlüsü yasaktı. Daha 8-9 yaşında olmama rağmen, ablamın tüm kaçış planını ben yaptım. Anneme de babamı oyalama görevini verdim.SIRA DAYAĞINDAN GEÇMİŞLİĞİM ÇOKTUR*Baban durumu fark etseydi ne olurdu? “Beş kardeş”le tanışır mıydın?- Hem de nasıl! Zaten çok sıra dayağından geçmişliğimiz var. Özellikle de ablam benden daha fazla korkardı babamdan. Onun karşısında kafamızı öne eğip beklediğimizi hatırlarım. *Boyundan büyük riskler alman bir işe yaradı mı bari?- Yaramaz mı! Ablamın ilk işi bir dergi kapağıydı. Ardından Mustafa Sandal’ın “İsyankar” klibi için teklif geldi. Tabii olanlardan babamın haberi yok. Akşam eve geldiğinde “Acaba öğrendi mi?” diye hepimiz korkudan titriyorduk. Bir ay boyunca o korkuyla yaşadık. Dergi meselesini halledebilsek bile klipten kaçma şansımız yoktu.*Sanırım, cesaret hapı yutmuşsunuz…- Ne yapabilirdik ki? Başka çaremiz yoktu. Yaşadığımız kasabadan çıkmak için bütün ümidimizi o klibe bağlamıştık. Tek ışığımız ablamdı, eğer o İstanbul’a gidip para kazanabilirse biz de kurtulacaktık.*Sonunda size de göründü mü büyük şehrin yolu? – Artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Babamı karşımıza alıp konuştuk ama döktüğümüz diller işe yaramadı; “Daha fazla dinlemek istemiyorum, defolun odanıza” dedi. Biz de ablamla kendimizi odaya kilitleyip günlerce ağladık. Sonunda taşınmak için babamı ikna ettik ama o bizimle gelmedi. *Tek başına mı kaldı?- Biz gittikten hemen sonra evlendi. Şunu da söylemem lazım ki; önümüzü açmak, bize yapabileceği en büyük iyilikti. ŞÖHRET PEŞİNDE KOŞMAK AİLEYİ DAĞITTI*Görüşüyor musunuz peki?- Yıllarca görüşmedik ama kısa süre önce barıştık. Fakat hiçbir zaman bizden nefret ettiğini ya da sevmediğini düşünmedim. Sadece çok inatçıdır. *İsteseydi gitmenize engel olabilirdi değil mi?- Olabilirdi tabii. Ona saygı duymamın sebeplerinden biri de budur zaten.*Şöhret peşinde koşmak aileyi dağıttı diyebilir miyiz?- Evet, çünkü o sene abim de Almanya’ya taşınıp anneannemle birlikte yaşamaya başladı. Ben de ablam ve annemle İstanbul’a geldim.*“Parçalandık ve her bir parçamızı ayrı yere bıraktık” misali…- Hepimiz için hem güzel, hem zor zamanlardı. Bizimkiler boşanınca evin erkeği ablam oldu. Çok para kazanamamasına rağmen beni kolejde okuttu. *Oh ablan çalışsın sen de ye…� – Önceleri öyleydi. Ablam hem katalog çekimlerine gidiyordu,� hem dans ediyordu. Çift işte çalışarak baktı bize. Bir gün aşık oldu ve pat diye evlendi. *Ve siz de onun evine yerleştiniz…- (Gülüyor) Yok canım, bu sefer evin reisi ben oldum mecburen. Ablam dans ederken giydiği kıyafetleri yadırgıyordum, çok açık geliyordu. “Ben asla öyle giyinmeyeceğim, avukat olacağım” dediğimde ablam “Büyükkonuşma” demişti. Haklıymış. Beş kuruşsuz kalınca ben de dansa başlamaya karar verdim. DANS EDİP PARA KAZANMAK İÇİN BİR AYDA 11 KİLO VERDİM*Başa gelen çekilir.- Aynen. Ablam zengin bir adamla evlenmişti ama bu bize bir yarar sağlamadı. Göbeğimizi kendimiz kesmek zorundaydık. Bir gün paramız suyunu çekti. Neredeyse bir dilim ekmeğe muhtacız. Annemle oturmuş kara kara düşünüyoruz ne yapacağız diye… *Ve dans ayakkabılarını giydin ayağına.- Hemen giyemedim. 16 yaşındayım ve aniden dans etme kararı aldım ama boyum kısaydı ve 63 kiloydum. Bana 51-52 kilo olmam gerektiğini, yoksa dans edemeyeceğimi söylediler. Azimle çalıştım, her gün sadece salata yedim, pilates yaptım ve bir ayda 11 kilo verdim.*Kilolar gidince şansın da açıldı mı bari?- Artık dans etmeye hazırdım. Ablamın çalıştığı menajeri aradım. “Asla giymem” dediğim o kıyafetlerin aynılarını giydim ve o günden sonra bir daha büyük konuşmamaya yemin ettim.GERÇEK HAYATTA DA OYNADIĞIM OLUYOR*“Umut vaat eden kadın oyuncu” olarak hangi dizileri beğeniyorsun?- Yabancı dizileri seviyorum. “Lost”u bitirene kadar günlerce evden çıkmamıştım. “Heroes” ve “Revenge” de en beğendiklerimden. *“Sadece belgesel izlerim” diyenlere döndün. Hiç yerli dizi yok mu sevdiğin?- “Muhteşem Yüzyıl”ın ilk sezonuna bayılmıştım. Ama gece gündüz çalıştığımız için pek izleyemiyorum artık.*Bu sürekli sakin ve sempatik tavrın da zaman zaman bir rol olabilir mi? – Hayatta da oynadığım oluyor ama bunu kendim için yapmıyorum. Karşımdakini kırmamaya çalışıyorum, bu yüzden bazen aklımdakileri söylemiyorum. Eğer bu oynamaksa, evet herkes kadar ben de oynuyorum.BENİ “TATAR RAMAZAN”A KABUL ETMEDİLER*“Dansla birlikte hayatı öğrenmeye başladım” diyebilir misin?- Bir kız için Türkiye’de dansçı olmanın bazı dezavantajları var. Bu tedirginliği çok yaşadım, sonra Bengü’nün dans kadrosuna girdim. 1.5 yıl düzenli olarak onunla sahneye çıktım. Ama bu arada okulu bırakmak zorunda kaldım. *Diplomayı değil dansı seçtin… – Pes etmedim, akşam lisesine başladım ve kendi yaşıtlarımla birlikte mezun oldum. Bengü’den ayrıldıktan sonra Efes’te dans etmeye başladım. Bu arada reklamlarda da oynuyordum. *Valla “Yalan Dünya”nın� Vasfiye Teyze’si görse o bile şaşırırdı çektiklerine be Demet.- Cidden çok kötü bir dönem geçirdik ama güzel günlerin gelmesi de uzun sürmedi. İçimdeki oyuncu olma isteği iyice açığa çıkmıştı artık.*Yeni bir yıldız mı doğuyor yoksa?- Reklamlardan kazandığım parayla Şahika Tekand Stüdyo Oyuncuları’ndan iki yıl tiyatro eğitimi aldım. Saçlarımı boyattım, audition’lara girmeye başladım ama bir türlü seçilemiyordum. *11 kilo daha verseydin.- (Gülüyor) Şaka bir yana, galiba hiçbir zaman olmayacak diye düşünmeye başlamıştım. Neden beni seçmediklerini de açıklamıyorlar, böyle belirsiz bir durum. *Aman hayranların duymasın, hangi diziler seni kapıdan geri çevirdi?- Mesela “Tatar Ramazan”. Ama diziyi izledikten sonra neden seçilmediğimi anladım.*Nedenmiş?- Karakterle fiziksel olarak hiçbir benzerliğim yoktu çünkü. O çok daha kadınsıydı, bense çocuk gibi kalıyordum. Sonra “Sana Bir Sır Vereceğim”in seçmelerine girdim. Gerisini biliyorsun zaten. *“Şimdi gel de gör beni, bambaşka biri” durumları… – Artık her role hazır olduğuma inanıyorum.SEVGİLİM VAR AMA EKİN DEĞİL*Vasfiye Teyze’nin kulaklarını çok çınlattık ama “Aşk, aşk, aşk, aşk” durumları nasıl?- Sevgilim var ama Ekin değil. Şu an ondan bahsetmek istemiyorum ama bir ömür saklayacak halim de yok, gizli kapaklı yaşamayı düşünmüyorum. *İsmini ver de tam olsun bari! – Yok. Saklamak istediğimden değil ama ilişkimiz daha çok yeni. Sular biraz durulunca açıklarım adını.*“Bu işleri bırakayım, evimin kadını, çocuklarımın anası olayım” dediğin olmuyor mu hiç? – Daha çok gencim, böyle bir düşüncem yok. Evliliğe de hiç sıcak bakmıyorum.*Evliliğe yeşil ışık yakmadığın gibi 250 bine yakın takipçine de cevap vermiyorsun. Ne olacak senin bu Twitter’daki suskunluğun?- Hepsine cevap vermem imkansız. Bu yüzden toplu olarak mesaj yazıyorum onlara. Hiç sesimi çıkarmamaktansa, hepsine seslenmiş olmak iyi hissettiriyor.EKİN KOÇ TİLKİ GİBİ BEN DE DENGESİZİMTanışır tanışmaz samimi olduğum insanlar kadar, asla samimiyet kuramayacaklarım da var. O yüzden bazılarına soğuk geliyor olabilirim.*Pat diye Türkiye’nin Brangelina’sı “Aytil”in Tilki’si olarak düştün hayatımıza. O zaman ben de pat diye soruyorum. Kimsin, ne “cins” bir tilkisin sen? – Antalya-Manavagatlıyım. ÖSS’ye hazırlanırken; erkek kardeşim, annem ve babamla tası tarağı toplayıp İstanbul’a geldik. Şansıma o yıl okulların taban barajları 30 puan düştü. İlk tercihim olan, yüzde 50 burslu Bilgi Üniversitesi İşletme’ye başladım. *Oyunculuğu işletme fakültesinde mi öğrendin?- (Gülüyor) Lisenin tiyatro kulübündeydim. İlk oyunuma deli gibi hazırlandığım günlerde, tiyatrodan kovuldum. Hoca benden elektrik alamamış. O hikaye orada kaldı derken, üniversitede bir akrabam Vahide Perçin ve Altan Gördüm’ün ders verdiği Akademi 35,5’a yazdırdı beni. Kaldığım yerden tiyatroya devam ettim. *Bir teşekkür borçlusun herhalde o akrabana. – Vahide Hanım o dönem hastaydı ama Altan hocamdan çok şey öğrendim. Kamera oyunculuğu dersi veriyordu. Bilgi birikimi ve tecrübesi öyle büyük ki, insanın ufkunu açıyor.*Nasıl birden gençlerin “süper kahraman”ı oldun peki?- Akademi 35,5’ta eğitim alırken, fotoğraflarımı dizi ekibine göndermişler. Seçmelere katıldım, önce yönetmenle sonra yapımcıyla görüştüm. Hangi karakteri oynayacağım orada belli oldu.*Dizide ne kadar sevimliysen, gündelik yaşamda da o kadar soğuk duruyorsun. Kıl mısın yoksa cool musun?- (Gülüyor) Daha çok nabza göre şerbet veriyorum diyelim. Tanışır tanışmaz samimi olduğum insanlar kadar, asla samimiyet kuramayacaklarım da var. O yüzden bazılarına soğuk geliyor olabilirim. *Tilki kadar dengesiz ve kıskanç mısın yoksa tamamen rol mü yapıyorsun?- Ben de dengesizim. Ruh halimi insanlara ne yazık ki yansıtamıyorum. Beş dakika sonra nasıl bir modda olacağımı hiç bilmiyorum. Bir anda mutluyken pat diye düşebiliyorum. *Okurlar keşke burada olsa da lafları ağzından nasıl cımbızla aldığımı görse… – Hayatımla ilgili anlatabileceğim çok büyük bir olay ya da skandal yok. Geçmişte yaşadığım küçük şeyler var ama onları da söylesem bir esprisi olmayacak ki. *Ekranda süper kahraman, hayatta sıradan bir vatandaşsın, öyle mi? – Aynen öyle. Öyle ne gece gezmelerim ne de kaprislerim vardır.Türkiye’den kimseyi takip etmiyorum*Senin dizilerle aran nasıl? Demet gibi sadece ithal olanlara mı meraklısın?- “Prison Break”e fena sarmıştım. Bir günde 12-13 bölüm seyrettiğim olurdu. “Breaking Bad”e de bayılıyorum. Ben de genelde yerli dizi izlemem. *Hiç merak etmiyor musun Burak, Kıvanç, Çağatay nasıl oynamış diye?- Bir tek “Ben de Özledim”i çok seviyorum. Hem oyuncularının hem de yönetmeninin hastasıyım. Öteki yerli yapımlara da zaplarken denk gelirsem şöyle bir bakıyorum. “Diğerleri neler yapıyor?” stresiyle televizyonu açıp izlemişliğim yoktur. *Türkiye onları izlerken, rakiplerinin ne yaptığı senin umrunda değil yani.- Biz, bireysel değil ekip işi yapıyoruz. Bu yüzden Burak Özçivit’in, Çağatay Ulusoy’un ya da Kıvanç Tatlıtuğ’un ne yaptığına değil, o ekibin nasıl bir iş çıkardığına, reytinglerine bakıyorum. Ama oturup bu saydığım isimler tek tek ne yapmış diye de incelemiyorum. *Hiç mi yok “Ah bir gün ben de onun gibi işlere imza atsam” dediğin bir oyuncu?- Kimseyle kendimi özdeşleştirmiyorum. Sadece önüme baktığımda mutlu olacağımı düşünüyorum. Türkiye’den kimseyi takip etmiyorum. Hoş, edecek fırsatım da yok. Ama Daniel Day-Lewis idolümdür.DİLA’YLA SEVGİLİ DEĞİLİZ DİZİDEN ARKADAŞIM O*Aşk var mı aşk?- Evet, var.*Senin bu gel-gitli halinden zavallı kızcağız rahatsız olmuyor mu peki?- Olmaz mı? Fazlasıyla rahatsız ama ne yapsın, sevdiği için idare ediyor.*Dila Danışman desem. Gözlerinin içi parlayacak sanki.- Dila’yla sevgili değiliz, diziden arkadaşım. Doğum günümde çekilmiş bir fotoğraf çıktı basında. Sonra bizi sevgili yaptılar. Halbuki o gün hep birlikte oturmuş rakı içiyorduk. *D harfinde bir hikmet olsa gerek. Dila olmasa Demet’le adın çıkacaktı herhalde.- Hayranlarımızın gönüllerinden geçen Demet’tir büyük ihtimalle ama fotoğrafta Dila’yla ikimiz vardık. O yüzden onu yazdılar sanırım. Ama Dila’nın ailesi de bu haberlerden rahatsız olmuştur, bu konuyu kapatsak iyi olur. Gerçekten aramızda hiçbir şey yok.BiRiNiN KALBiNi KAZANSAM 250 BİN DÜŞMAN EDİNİRİM*Twitter’da da pek fazla sesin soluğun çıkmıyor. – Belki haklısın ama 260 bin takipçim var. Hepsine tek tek cevap vermem mümkün değil. Öte yandan birkaç tanesine cevap versem, vermediklerimden çok kötü tepkiler alırım. Daha önce denedim bunu, başıma gelmeyen kalmadı. Birinin kalbini kazanırken, 250 bini düşman oluyor. *Ama dizide maşallahın var. Hoop diye role giriyorsun.- Bu konuda biraz hevesim kırılmıştı. Oyunculuğun altından kalkamayacağımı düşünmeye başlamıştım ki, Tilki rolüyle inancım yerine geldi. Hâlâ eksiklerim var tabii. Şimdi değil, tam donanımlı hale geldikten sonra sana cevap verebileceğim.*Senin “Breaking Bad”deki oyunculara hasta olduğun kadar sana da hasta olanlar var. – Benimki farklı bir hayranlık. Onların yaptığı işe saygı duyuyorum. Posterini alıp duvara yapıştırmıyorum. Sadece “Bu adamlar ne kadar başarılı, keşke ben de onlar gibi bir performans sergileyebilsem” diye düşünüyorum.*Müzikle de uğraştığına göre bir albüm patlatırsın artık. – Müzik yapmak çok hoşuma gidiyor. Doğru elektriği yakalarsam, kendime güvenim de yerine gelirse -ki bu konuda yok- albüm çıkarırım tabii, neden olmasın. *Bu ara diziler müzikale döndü mübarek. Sen dahil her önüne gelen bir şarkı “çığırıyor”.- Bu benim isteğimle olan bir şey değildi. Zaten şarkı da söyleyemiyorum. Senaryo gereği öyle gerekti. İlginç bir şekilde de tuttu.Fantastik ikiliyizEkin: Rahat rahat metroya binmeyi özledim. Gençlerin beni görünce çığlık atması, elleriyle işaret etmesi, sonra da tüm vagonun dönüp bana bakmasından çok utanıyorum.*Ünlü olmadan önceki hayatınızı özlüyor musunuz?- Demet: İnan sadece evde vakit geçirmeyi çok özlüyorum. – Ekin: Rahat rahat metroya binmeyi özledim. Gençlerin beni görünce çığlık atması, elleriyle işaret etmesi, sonra da tüm vagonun dönüp bana bakmasından çok utanıyorum. Elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırıyorum.*Sen öyle şaşırmaya devam et, ben en çok kimlerle çalışmak istiyorsunuz sorusuna geçiyorum.- Demet: Nuri Bilge Ceylan ve Çağan Irmak’la. – Ekin: Ben de Çağan Irmak ve Ferzan Özpetek’le çalışmayı çok isterim. *Verdiğiniz cevaplara bakılırsa “ağır takılmak” istiyorsunuz sanırım. Komedi falan yapmaz mısınız?- Demet: Komedi yapmak istemiyorum. Yurtdışındaki oyuncular her şeyi oynuyor. Bir rol için 20 kilo verip, 30 kilo alıyorlar. Üstelik gay ya da lezbiyeni oynayacak kadar geniş bir yelpazeleri var.*Sana da bu tip bir rol teklif edilse kabul edersin yani. – Demet: O proje için gerekliyse oynarım tabii.*Yurtdışından teklif gelse buradaki hayranlarınızı ve hayatınızı bırakıp gider misiniz? – Ekin: Neden olmasın! Zaten Hollanda’da bir değirmenim olsun çok istiyorum.- Demet: Ben de giderim. Hatta Norveç’te balıkçılık yapmak gibi bir hayalim de var. Fantastik ikiliyiz ya, gerçekten fantastiğiz ama (gülüşmeler). *Yel değirmenlerini bir kenara bırakın da, gelecekle ilgili projelerinizi anlatın.- Demet: Ay Yapım’la yeni bir anlaşma yaptım. Projemiz netleşti ama kadroyla ilgili henüz bir bilgim yok. İnan bana ne oyuncuların ne de yönetmenin kim olduğunu biliyorum. Bunun yanında nisanda “Sonra” adlı bir tiyatro oyununa başlıyorum. Başrolde benimle birlikte Deniz Karaoğlu da olacak. – Ekin: Artık önceliğim sinema olacak. Bir sonraki işe kadar kendimi yontmaya devam edeceğim. Bu aralar gelen rollerin pek çoğu maalesef Tilki’nin devamı gibiler. Ancak ben daha başka rollerde ve daha değişik projelerde yer almak istiyorum. En büyük isteğim bir farklılık yaratabilmek.BU İŞİN TADINI ALDIK BİR KERE*Diziyi sadece çocuklar izlediği için reklam alamadığınız dedikoduları dolanıyordu… – Ekin: Bu daha çok diğer kanal yöneticilerinin bakış açısı gibi geliyor bana. Daha önce 12-16 yaş arası kitleye hitap eden bir iş yapılmamıştı. Bizimki ilk olduğu için reklam konusunda kafalar karışmış olabilir. Buna benzer bir durum “İşler Güçler”le “Behzat Ç.”nin de başına gelmişti. Ama sosyal medya baskısı yüzünden devam etti iki iş de. – Demet: Ama sosyal medyanın kanala bir getirisi yok. Biz kanala para kazandırıyorsak iş devam eder, kazandırmıyorsak da biter. Sosyal medyadaki baskı bu sonucu değiştirmiyor gibi geliyor bana. – Ekin: Sadece işimi yapmam gerek diye düşünüyorum. Bu gibi konulara çok fazla kafa yorarsam ne işimi� yapabilirim, ne de önüme bakabilirim.*Dizi bitti köyüme geri döneyim demiyorsunuz yani?- Ekin: Bu işin tadını alınca başka bir şey yapabilmek çok zor. – Demet: Tabii ki peşini bırakmayacağız. Reklamlar ve başka projelerle yolumuza devam edeceğiz.*Dizi sektörü dışarıdan göründüğü gibi değil galiba. Bakıyorum da hiç yatınız, katınız varmış gibi durmuyorsunuz. – Demet: İnsanlar dışarıdan bakınca çok renkli bir işimiz olduğunu zannediyorlar ama gerçek öyle değil…- Ekin: 9-6 mesaisiyle çalışanların bilgisayar başında yok olmayı beklediklerini düşünüyorum. Bu yüzden içinde bulunduğumuz dünya çok renkli geliyor bana. *Sizi beğenen binlerce kişi var. Siz kendinizi beğeniyor musunuz?- Ekin: Yok ya, hayır kesinlikle beğenmiyorum. – Demet: Aynaya baktığımda “Ne kadar güzelim” demiyorum ama kimse kusura bakmasın, çirkin olduğumu da söyleyemeyeceğim.*Bir oyuncu için güzellik yeterli mi, yoksa zeka da önemli mi? – Ekin: Zeka mutlaka olmalı. Ama hayal gücü bu işin en önemli parçası. – Demet: Bence her ikisi de önemli.*Hayranlarınız Ekin ve Demet’i mi seviyor yoksa Aylin ile Tilki’yi mi?- Ekin: Bence kesinlikle canlandırdığımız karakterleri seviyorlar. Bir başka ikili aynı rolleri oynasaydı belki daha bile çok sevilirdi.- Demet: Kuşkusuz bizi de seviyorlar ama asıl aşkı “Aytil”le yaşıyorlar. Hayranlıkları, Ekin’le benim yan yana ya da karşılıklı oynadığımız sahnelerde başladı.� � � �